[Reklam değil, analiz içeriğidir] 2 gün önce Prime’da yayımlanan Sultana filmini izledim ve filmi astro-stratejik olarak Neptün Koç dönemiyle değerlendirmeyi oldukça anlamlı buldum.
1 Nisan 2025’te, Neptün Koç döneminde sanat ve sinema sektörü başlıklı yazımda da söylemiştim:
Neptün Koç’ta ilerlerken sinemada daha fazla aksiyon alan, mücadele eden, savaşan ve bir şeyleri kendi eliyle değiştiren karakterler göreceğiz. Savaşarak kazanılan kahramanlıklar film sektörü için oldukça ilham verici olacak.
Üstelik biliyorsunuz ki artık Satürn de Koç’ta.
Yani Satürn/neptün balık dönemindeki gibi mesele sadece hayal etmekle kalmıyor artık hayalini gerçeğe çevirmek için eylemsel olarak ne yapacağın da önem kazanıyor
Sultana’yı izlerken bana en çok burası dokundu. Filmin ilk dakikalarında klasik bir kadınlık hikâyesine gidiyoruz sandım. Dedim herhalde yine kadınlar birbirleriyle savaşacak, erkekler yine kendi düzenini kuracak, olan yine kadınlara olacak diye düşündüm. Sonra film beni ters köşe yaptı.
Spoiler vermeyeceğim ama filmin esas teması toplumsal yaşamda hayatın pek çok alanında kadınları karşı karşıya getiren şeyin sadece birbirleri olmadığını görmesi bence. Nefret etmen, savaşman gereken erkek egemen sistemdir belki de hemcinsin değildir ha ne dersin? der gibi. Ve bu tema Neptün Koç + Satürn Koç arketipine çok oturuyor.
Çünkü burada kadın kendisiyle savaşsın, kendini düzeltsin, daha güçlü olsun anlatısından biraz çıkılıyor.
Esas olan kadının kendisinde değilse? Asıl savaşması gereken şey, onu birbirine kırdıran sistemse?
Ataerkil düzenin, hegemonik erkekliğin ve şiddetin kurduğu oyunu görüp oyunun kendisini değiştirmeye başladığında ne olur? Bence Sultana’nın güçlü tarafı tam burada.
Bir de Meral karakteri üzerinden başka bir şey gördüm. Kadının hayatını illa bir erkeğe göre kurması gerektiği fikrini de kıran bir karakter üzerine inşa edilmiş bir rolü vardı. Bir kadın illa bir erkekle olmak, erkeklerin dünyasında kendine yer bulmak, erkekleri memnun edecek bir sistemin içinde kalmak zorunda gibi görülen o toplumsal kabulleri kıran bir tarafı var.
Bir kadın varolmak için illa aşkı seçmek zorunda değil.
Erkeği seçmek zorunda değil. (Bir erkekle kuru kuru elma yemeye razı olmak zorunda değil – ups spoiler gibi oldu hafiften :D)
Bir erkeğin yanında anlam kazanmak zorunda hiç değil.
Başka bir erkeğin emrinde çalışmak zorunda da değil.
Kendi hayatını kurabilir. Kendi işinin patronu olabilir. Tek başına var olabilir.
Ve bence bu da Neptün Koç’un özgürleşme, bireysellik ve kendi iradesini ortaya koyma temasıyla; Satürn Koç’un ise bunu hayal olarak bırakmayıp somut bir yapı kurma tarafıyla çok uyumlu.
O yüzden Sultana’yı sadece bir dram filmi olarak izlemedim. Bir dönemin kadın kahraman arketipinin nereye evrildiğini de izledim. Artık kadın kahraman sadece kendini kurtaran kadın değil. Kendi yolunu açan, kendi hayatını kuran ve arkasından gelen kadınların da yolunu açan kadın. Bu hissi izlerken yakalamak mümkün
Neptün Koç + Satürn Koç döneminin sanat üzerinden anlatacağı kadın arketiplerinden biri de zaten herhalde böyle olmalıymış dedirtti bana.
Ve açıkçası 1 Nisan 2025’te yazdığım şeyi bu filmde tekrar görmek hoşuma gitti.
Neptün Koç’ta sanat sadece hayal kurmakla kalan üretimler sunmayacak bize. Bu dönemin sanatı ve yapımları bize artık: Bir şey söyleyecek. Bir taraf seçecek.
Ve bazen o taraf için savaşacak.

Bir Cevap Yazın